8 Mayıs 2016 Pazar

Küçüklüğümün Sonbaharı

İlkokul yıllarımı unutmanın bir yolunu arıyorum uzun zamandır. 
Her gece mavi önlüğümle çıkıyorum evden. Hep o okul hep o sıralar... Nedenini ah bir bilsem bir çözüm yolu bulacağım geçmeyen geçmişimin rüyalarıma girmesine..
Kaçıp kaçıp mavi önlüğüme saklanıyorum. Beyaz bir dantel yakaya..Annemin ördüğü... Kolalı...
Sabahları kanter içinde uyanıyorum. Sokakta saatlerce oynayıp kirli, tozlu, terli eve gelir gibi. Yorgunum her sabah.

Hiç bir zaman güzel resim çizemedim ben resim derslerinde. Çöp adamdan etli adama geçtiğimden beri çizdiğim yüzlerde hep bir göz diğerinden büyük, dudaklar yamuk, burun şekilsiz... Çizdiğim yüzlere bir mimik veremiyorum çocukluğumdan beri. Onca farklı yüz varken nasıl verilir ki o yüzlere bir duygu belirtisi... 

Güzel manzaralar çizemedim hiç, renkleri uyduramadım birbirine. Hep bir ağaç olurdu köşede ve o ağaç hep yaprak dökerdi. Mevsim 4 olmadı benim resim defterimde, sonbaharı çizdim hep. Saatte kaç Km/sa rüzgar eserdi bilmiyorum resimlerimde ama hep bir rüzgar vardı. Acılı, yorgun, üzgün bir rüzgar... Hayallerinizi çizin dediğinde öğretmen ben yeşil ağaç çizerdim yaprakları henüz dökülmemiş olan. Yeşil ağaçlar, renkli çiçekler, mavi bir gökyüzü ve güneş.
Bunlar benim hayallerimdi çünkü bende mevsim hep sarıydı, kahverengiydi ve hep yapraklar dökülüyordu. Yağmur yok, kar yok, güneş yok. O yalnız ağacın yanında hep bir bank olurdu. Kahverengi ve üzerinde kimsenin oturmadığı. Dökülen yaprakları yüzünden yalnız kalmış bir ağaç, dalgın dalgın uçuşan sarı yapraklar ve insanların durup soluklanmadığı yalnız bir bank... Çocukluğum o banka oturmayı beklemekle geçti. Hem belki ben gitseydim o ağacın yanına, gidebilseydim dallar yeşillenirdi, çiçek açardı renk renk. Gidemedim... 

25 yaşındayım elime ne zaman bir kalem geçse uçuşan yapraklar çizerim hala. Üstelik çirkin...

Güzel resim çizebilseydim sonbaharı unutur muydum dersiniz?
İnsanları şekle sokamadığımdan, sürekli değişen bakışlarından, gülmeyen yüzlerinden öylesine uzağım ki, zorlamıyorum kendimi onları ya da onlara benzeyen yüzleri çizmek için. Yüzsüz insanlar çiziyorum gerçeğe daha yakın olsun diye. Perspektif, boyutların gerçeğe yakınlığı falan da pek ilgilendirmiyor beni. Koca bir çınar çiziyorum mesela onunla aynı boyda yüzsüz bir kız. Renklere dokunamıyorum hala. Hala her renk sonbahar oluyor. Baharı getiremiyorum ne gönlüme ne resimlere. Her şey uçuşuyor. Bunalıp sokağa attığımda kendimi bende uçuşurdum. Tatsız şubat ayı olurdu çünkü genelde zaman. Sakin, sabit duran şeyler gerçekdışı bence. Uçuşmalı her şey, yoksa nasıl alır götürür insanın hüznünü durağan bir hava…
Şu aralar yüzsüz kızların saçları martı oluyor ya da yaprak olup dökülüyor. Yanında ki ağaca karışıyor. Uçuşuyor her şey. Kızların saçları uçuşuyor, uçuşa uçuşa bitiyor, kalmıyor saç.
Bahar gelecek mi yoksa ağaçlar yapraksız, kızlar saçsız mı kalacak bilmiyorum. 
Eğer güneşi çizerse ellerim resimlere, bulutlar kaybolur o zaman da bulutlardan sarkan salıncakta uçuşan uzun saçlı kız yere düşer.
Düşmesin diye daha fazla rüzgar olmalı öyle değil mi? Rüzgar tam düşecekken onu uçurmalı. Hava hem güneşi hem rüzgarlı olmalı. Kız uçuşmalı hem güzel hava da hem rüzgarlı hava da.

'Madak' giderken beni bırakmış bu dünyaya uçuşayım diye. Bu yüzden 'uçuşmak benim kaderim' ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder