15 Aralık 2014 Pazartesi

Aşktan Yana Söz Duyunca Ben Hep Seni Düşünürüm...


Yolda yürürken siz ne düşünüyorsunuz? Ayaklarınız gideceği yere ezbere bilirken, kafanızı kaldırıp çevreye göz atma gereği bile duymadan, başınız önde yürürken sahi siz ne düşünüyorsunuz?
Geçmişe takılıp kalanlardan değilim aslında ama ben hep yaşadıklarımı düşünürüm. Başıma gelen şeyleri, geçmişte kalan insanların bana zamanında ne üzüntüler yaşattıklarını, şimdi ise varlıklarının ya da yokluklarının hiç bir şey hissettirmemesini... Al işte sana bir mutluluk sebebi :)
Hayatlarımızdan neler gelip geçiyor değil mi, ne insanlar, ne aşklar, ne duygular. Ama bitiyor sonunda. İyi olanda bitiyor kötü olanda. Demem o ki; bir şeyin başlaması ya da bitmesi bize göre değişmiyor, biz belirlemiyoruz yani. Her şey hazır sadece yaşanılmayı bekliyor, sırası ve zamanı gelince.
 Ama gel gör ki insan kendine söz geçiremiyor her zaman. Şimdi mantıklı düşünmeli, aşk acısı çekmemeli yada ne bileyim onu özlememeliyim, eski günleri anmamalıyım falan diyemiyorsun işte. 
Özlüyorsun... 
Bir şarkı dinliyorsun mesela, hemen geliyor aklına o şarkının onun kulağına fısıldadığın ilk şarkı olduğu... 
Yolda bir çift görüyorsun mesela, adam sevgilisine öyle bir sarılmış ki tıpkı onun sana sarıldığı gibi. Sıkıyorsa gelmesin aklına, sıkıyorsa unut işte.
Evet, tamam, kabul sevmediğim, istemediğim doğru ama ben yaşadığım o duyguları bir daha yaşamak istiyorum. Bu sefer kişiye değil duygularıma, yaşadıklarımın bende hissettirdiklerine takılmış durumdayım. Bu şekilde eksik hissediyorum kendimi. Yarım yamalak süregiden bir yaşam gibi. Amacı yok gibi.
Aşkın yorgunluğu benzemiyor hiç bir şeye. Ne çivi çiviyi söküyor, ne acının üstüne gitmek çözüyor sorunları. Hatta daha çok sığınıyor insan geçmişine, eskimiş duygularına. Her yanılgıda pes ediyor insan, hayal kırıklıkları büyüyüp çığ gibi düşüyor insanın üstüne. Ne kadar zaman geçerse geçsin ilk nerde yaşadıysan aşkı, dönüp dolaşıp gidip oraya sığınıyorsun işte. 
Yarım kalanlara rağmen diye bir şarkı vardı, onun sözleri o kadar anlamlı ki. Her seferinde yarım kaldığını zannediyorsun ama bir bakıyorsun ki eksilmeye devam ediyorsun devamlı. Kendinden beklemiyor aslında insan bu kadar sabrı, gücü, dayanıklılığı. Ama tükenmiyor insan, ne tuhaf. 
Ama insan umutlarını yitirmemeli. Yoksa yaşanmaz ki. Ben yaşayamam sanırım. Her seferinde insan nasıl ayağa kalkar yoksa düştüğü yerden. 
Bazen yeni bir şeye adım atma cesareti bulurum kendimde. Ah o duygu ne güzeldir, ne heyecanlı... Çabalarım, hislerimi ortaya koyarım, umut ederim ve beklerim. Beklerim ki bu sefer olsun, bu sefer geçmişi silip atacak, hayatımda önemli olacak şeyler olsun, önemli hisler yaşansın, önemli insanlar olsun. Akşam yemeğini yiyip yemediğini merak ettiğim bir insan olsun mesela. Ya da ellerinin kokusu ellerime sinen bir insan... Ama olmaz. Sebebi çoğu zaman saçma olur ama yine de olmaz. Hayallerim yine yıkılır. Sonra yine baştan başlarım bu oyuna. Mesela biri vardı, öyle bir bakışı var ki sanki kalbimi görecek  de anlayacak ne hissettiğimi, ne düşündüğümü. Sesi vardı her an duymayı isteyebileceğim, Hayat onunla güzel olur diyebileceğim. Yanında olduğumda huzurlu hissettiğim, gücüyle gücüme güç katabileceğimi düşündüğüm. Ama gel gör ki sadece düşündüm. Belki biraz sesli düşündüm. Ne yazık ki her insanla hayal kurulmuyor, amaçlar uymuyor, çay bile içilmiyor. Halbuki ben her sabah kahvaltı da deli gibi çay içebileceğim birini isterim. İşte sonuç döndük sıfır noktasına. 
Ertelendi umutlarım yine. Üzüldüm mü? Hayır demeyeceğim. Hayal kırıklığından midem bulandı artık. Çok üzülmesem de çok küfür ettiğimi saklamayacağım. 
Sonra yine aklıma geçmiş geldi. Ne zaman hayallerim yıkılsa o geliyor aklıma. Ne zaman biri aşkından, mutluluğundan, hayallerinden, planlarından bahsetse o gelir aklıma. Ne zaman gelinlik görsem mesela. Ne zaman yüzük görsem... Safça kurduğum hayallerim gelir aklıma. 
Ben her mutsuzluğumda onu düşünürüm. Yıkılan her hayalimde. Gökyüzüne her baktığımda.
Yani kısaca, o çok sevdiğim şarkının sözleri gibi; Aşktan yana söz duyunca ben hep seni düşünürüm... 



24 Kasım 2014 Pazartesi

Keşke tanımasaydım seni...

Olmuyor işte, olamıyor... Ya da olduramıyorum! Şu geçen 3 yılı geri alabilseydim eğer, baştan başlayabilseydim, ona aşık olmazdım. O gün o saatte o merdivenlerden inmezdim. Kafamı kaldırıp bakmazdım ya da. Gelip yanıma otursun diye dua da etmezdim. Gizli gizli fotoğraflarını çekmezdim, gizli gizli izlemezdim onu... Beni sinemaya davet ettiğinde tamam demezdim. Yağmurda yürümezdim onunla. Elimi tutmasına, ayakkabılarımın bağcığını bağlamasına izin vermezdim. Küçük bir büfenin masasında çay içmezdim mesela. Pazar günleri saatlerce sohbet ederek kahvaltı yapmazdım onunla. Sabah uyandığında yüzünde ki yastık izinden öpmezdim onu.  Kalbim onu gördüğünde hızlanırsa söküp atardım, kulaklarımı tıkardım duymamak için sesini.. Uzun uzun bakmazdım gözlerine. Ellerinde hayat bulmazdı ellerim, gözlerimin içi gülmezdi. Ve ben geçen yıllardan sonra o olmadan yaşamaya alışmak zorunda kalmazdım. Başkasına kafamı kaldırıp bakmamazlık etmezdim. Günah saymazdım başka bir teni. Hayallerimi paramparça ettiğinde üzülmezdim. Eksilmezdim...

Ama eksildim. Öyle çok şey gitti ki benden. Geleceğim gitti, hayallerim gitti, güvenim gitti, inancım gitti... Ha onu özlediğimden ya da hala onun için ağladığımdan da değil. Sadece o aşkı dolu dolu yaşadığım için başkasına kapılarımı açamıyorum hepsi bu. O iyi ki gitmiş. İyi olmuş gelmediği,iyi olmuş vazgeçtiği, iyi olmuş güçsüzlüğü, iyi olmuş hayallerimi yıktığı... Benden güçsüz bir insana yer yok benim hayatımda, iyi olmuş gelmediği...

Kendimi aşka kapatmadığımı sanıyordum oysa ki.. Onu özlemiyorum biliyorum, onu tekrar istemiyorum hayatımda. Ama yaşadığımız o aşkı tekrar yaşayamayacağım için üzülüyorum sadece. Her kalbim kırıldığında onu hatırlıyorum, o olmasaydı kalbimi kimse kıramazdı, o olmasaydı aşkı bilmezdim, o olmasaydı aşkı tatmaz o gitti diye hayata küsmez ondan sonra kimseyi öyle sevemiyorum diye üzülmezdim. Ondan sonrası boşluk, ondan sonrası belirsizlik, ondan sonrası yalnızlık...

23 Kasım 2014 Pazar

Ordan bakınca çok mu yalnız görünüyorum?

Uzun zamandır içimdekileri dökmek istiyorum. Ya fırsat bulamıyorum ya da içimde kalsın istiyorum. Ta içimden taşıyor da duygularım bir türlü dudaklarımdan dökülmüyor, kalemden kağıda akmıyor… Hem zaten ne yazayım ki, kime yazayım ve neden yazayım. Sanki anlatınca geçiyor da her şey, ben susuyorum.. Hiç! 
Geçmiş, geçmeye karar verdiğinden beri aslında bıraktığı izleri fark etmediğimi far ettim. Nasıl mı? Aynen şöyle; hala anne derken aklıma o geliyor. Alışamıyorum anne demeye. Zaman geçtikçe sanıyorum ki hafızamda ki izlerde geçiyor ama geçmiyormuş işte. Mesela benimle sohbet etmek isteyen biri olunca hemen gardımı alıyorum sanırsın savaş açtı, sanırsın darbe başlattı, sanırsın namusuma sövdü.. Dur bi kızım sakin ol, adam gülümsedi sadece, hemen bir kaş çatmalar, surat asmalar, burnunu dikmeler falan! Herkesi terslediğimi fark ettim son zamanlarda. Adam numaramı istemiş kibarca belki dünya ahret bacısı görüyor beni yok, hemen tecavüzcü coşkun oluveriyor gözümün önünde. Ne bunun adı, güven sorunu mu? Eğer öyleyse çok haklı sebeplerim var kimse kusura bakmasın. Derimi yüzselerdi, tırnaklarımı sökselerdi bu kadar koymazdı ama güven duygumu mahvettiler, üzgünüm telafisi zor. Geçenlerde isimsiz bir çiçek geldi. İçinde ‘Seni Seviyorum’ yazıyor. Hala merak edemiyorum kim olduğunu umrumda değil. Madem seviyorsun çık karşıma arkadaşım çatır çatır söyle sevdiğini. Yazık değil mi o çiçeklere. Boşu boşuna ekonomiye can katıp çiçekleri heba ettin. Mallığına yan hala da ben sana çiçek gönderdim demiyorsun, parana yazık!
Benim sorunum tarihin tekerrürden ibaret olması. Kimi görsem kiminle tanışsam geçmişimden malum birine benziyor her şey. Daha demin doğum günün ne zaman dedi bir arkadaş 13 mart dedim benimki de 15 mart dedi!! Al buradan yak! Adama diyemiyorsun ki aaaa öyle mi benim eski sevgilimin de doğum günü 15 marttı birlikte kutladık kaç yıl ne de güzel olurdu onla aynı pastayı üflemek, nasılda severdim onu, nasıl… Hık diye kalıyorsun.
Artık öyle soyutlamışım ki kendimi, böyle sıkılıveriyorum daha tanışmadan. Sanıyorum ki yine aynı şeyler olacak. Hevesim kursağımda kalacak. Hele de etrafımda ki tüm bekarlar, bekarlıklarına veda ederken. Ha gözüm mü var, kıskanıyor muyum asla!! Hayıflandığım doğrudur ama fesatlığım yok bak şimdi Allah var. Hepsi mutlu olsun. Ama bende olayım bana da yazık. Mutsuz değilim elbette ama aşk başka bişey be. Öyle gözün kör oluyor, miden kıpır kıpır, uykudan kalkınca gülüyorsun falan bunlar hoş şeyler. Tam bana göre bir kere zaten. Ben aşık olunca çok tatlı bişey oluveriyorum. Ama sonra birden vazgeçiyorum ne bileyim istemiyorum. Yalnızlığın da ayrı bir tadı var. Ayrı bir özgürlük hissi var. OK. Anlaşılan o ki ben evlenecek yaşa gelmemişim. Tamam vazgeçtim hepsinden. 30 a kadar hala bekar kalırsam daha yoğun düşünürüm bunları. Şuan kafa yoramayacağım. Kitaplarım, kedilerim, köpeklerim, müziklerim, alışverişlerim, kahkahalarım, yalnızlığım, özgürlüğüm daha cazip. Ne? Yalan mı?

11 Mayıs 2014 Pazar

Evin Masum Kızı Pelin...



   Eskiden Anneler Günü olduğunda elimdeki 3-5 kuruş parayla anneme en iyi hediyeyi seçmek için bakmadığım yer kalmazdı. Bazen reklamlarda görürdüm çocuklar annelerine kendilerini hediye ederlerdi. Sana hediye alamadım kendimi getirdim, diyen çocuklar. Anneleri sanki o dünyanın en güzel hediyesiymiş gibi sarılırdı onlara, ne saçma...
Benim bunu söylemeye cesaretim olmadı hiç. Çünkü annem özel günlerde hediye beklerdi. Hediyesiz gidince ince ince laf sokardı, sonra dayanamaz olmayan paramla alamadığım hediyeleri neden almadığını, onu anne yerine koymadığımı, babamdan, abimden, benden ne kadar nefret ettiğini bağırırdı suratıma suratıma. Sırf o lafları duymamak için kendimi hediye edemedim anneme. Saçma sapan bir şey bile olsa alır paketler götürürdüm. Ama beğenmezdi ben kullanırdım o hediye her ne ise. O hediyelerin arasında bir de hasırcıdan aldığım hasır sepetti. 5 liraya almıştım. Hiç kullanmadı, içine çiçek koyarız, demiştim. Tabi ki koymadı. Hep bir şeyler bekledi benden. Kendince beklentilere girdi sonra ben yapamayınca bağırdı, kızdı, kırdı, yıktı bazende vurdu...
Ona kırçiçekleri götürmek isterdim oysa ben. Papatyadan taç da yapardım belki isteseydi. Kilden heykel yapardım. Taşları boyardım, şarkı söylerdim alkışlayacağını bilsem, kek yapardım. Ama istemedi bunları, yapmaya çalıştığımda da bakmadı, görmedi beni hiç.. Küçük kızından büyük şeyler bekledi hep ama küçük kızı hiç birini yapamadı. Sonra bana kızdı, babama kızdı. Her şeyi kırdı, en çok da kalbimi...
Gel kızım sana kocaman sarılayım, demedi hiç. Çekil şurdan dedi, tepeme çık istersen dedi, senin neyini seveyim babası kılıklı dedi, ikinizden de nefret ediyorum dedi... Kalbime dokunsun isterdim oysa ben, saçlarımı okşasın, sırf onun çocuğu olduğum için sevsin, bana sen dünyanın en güzel hediyesisin desin isterdim... Kapıyı açtığında gülümsesin isterdim mesela. Babamı sevdiğini söylesin, abimle ikimizi iyi ki doğurduğunu söylesin isterdim. Ama o hep keşke siz olmasaydınız derdi. Siz olmasaydınız daha mutlu olurdum, hayatımı yaşardım, derdi. Onun hayatını engellediğim için, onun mutsuz olmasına neden olduğum için hep kızdım kendime.
Benim annem mi çok realist yoksa sizin anneniz çok mu duygusaldı? Siz annenize benim yaptığımdan farklı ne yaptınız ki kendinizi bu kadar sevdirdiniz?
Şimdi 23 yaşındayım. Aslında hem çok büyüğüm hem de daha çok küçük... Hala gücümün yetmediği şeyler var.  Hala yalnız yapamadığım şeyler var, akşam yemeğini tek başıma yemek gibi. Tadı yok hiç bir şeyin son zamanlarda. Çayın bile. Köpürterek koyuyorum hep çayı, sırf annem nefret ediyor diye. Duş aldıktan sonra banyoyu hemen temizlemiyorum, sırf sinirlen diye (ki görmüyorsun)... Ortalık hep dağınık, balkona dökülen begonvil yapraklarını temizlemiyorum, görseydi delirirdi şimdi diyorum. Ağaca kızar, babama kızar, bana kızar, ağacın dibine çamaşır suyu dökerdin. Ama o ağaç yine kurumazdı. Tıpkı bana her vurduğunda 'acımadı ki' dediğim gibi...
Annem çok sevinecek deyip ona çiçek toplayan yada şeker alan çocuklardan olamadım hiç. Benim annem bunu beğenmezki, derdim hep. O yüzden sana yakışan bir kız çocuğu olamadım anne. Hani anlatırdın ya ' senin doğumun zor oldu, kordonun boynuna dolanmıştı, yüzün mosmordu ölür diye bekledik' diye; sonra da keşke o zaman ölseydin derdin hatırladın mı? İşte ilk kez haklısın...
Şimdi zaman tırnaklarını etime saplayarak geçiyor daha doğrusu geçmiyor, ne saniyeler, ne saatler...
Eskileri kurcalarken elime ilkokul defterlerim geçti. Akşam haberlerini izlerken 'evin masum kızı pelin' diye başlayan hikayeler yazmışım ilkokul defterlerimin arkasına. Şimdilerde saatin 19.00 oluşunu, babamın işten gelişini, abimin futboldan terli terli içeri girişini, senin de dünyanın en güzel yemeklerini yapışını özlüyorum sadece.
Bu anneler gününde evin masum kızı pelin annesine hediye almadı üstelik kutlamadı bile. Annesi neler hayal etmişti kim bilir ama olmadı işte. Güzel çocuk olamadı pelin. Kim bilir belki de güzel çocuk olmanın, akıllı olmanın, anneye doğru hediyeler seçmenin sırrını çözememiştir hala. Belki de annesi yerine sokakta yavrularını emziren kediye süt vermiştir evin masum kızı pelin... Kedi beğenmiş midir sütü anne, sen olsan beğenir miydin?
Eğer istersen anne minik bir kız çocuğun kine benzeyen bir yüreğim var sevgi dolu, minicik ellerim var, minik de bir burnum var dayımınkine benzeyen... Ama keşke o gün ölseydin diyorsan hala, üzgünüm anne... Daha anne olacağım, annesinin vermediği sevgiyi çocuklarına vermek için yaşayan bir anne...






1 Mayıs 2014 Perşembe

Annenin Kaderi Kızına Dedikleri...


İçimden sürekli yazmak geliyor ama hep bir bahane bulup erteliyorum. Sanırım içimde yaşadığım bu çöküntüleri kağıda döküp somutlaştırınca daha çok acıyacak canım. Bazende tüm hissettiklerimi, kafamdan geçenleri tam anlamıyla ifade edemediğim için sinirleniyorum ve yazmak istemiyorum. Daha doğrusu kaçıyorum...
Uzun süredir farkına vardığım bir kaç şey var. Bunlardan biri annem. Korktuğum başıma geliyor. Ne kadar 'onun gibi olmayacağım' desem de her geçen gün ona biraz daha benziyorum. Ve kendime çok kızıyorum. 'Anne'nin kaderi kızına' dedikleri bu olsa gerek. Mutfakta iş yaparken ayağımın aldığı şekil, kaşık tutuşum, gülüşüm, sinirlenişim, mutfakta ki sarı bezi sıkışım bile annem gibi. Babam 'aynı annene benziyorsun' der kızardı. Annem de babama benzediğim için kızardı... Babama benzemek hoşuma giderdi de, anneme benzemiyorum ben diye o kadar çok ağlardım ki...
Konuşma şeklimden tut da, iş yaparken ki hallerime, babama karşı tavırlarıma, temizlik yaparken ki hallerime kadar her şey aynı. Oysa o kadar uğraşıyorum ki benzememek için. Yemin etmiştim çünkü kendi kendime. 'Asla onun gibi olmayacağım' diye. Ama tepeden tırnağa Annemim. Yaptığım her hareket verdiğim her tepki o. Hatırlıyorum da  gözlerimi ayırmadan izlerdim onu. Mutfakta ne yapıyor, elleri nasıl hareket ediyor, nasıl yürüyor, nasıl konuşuyor, nasıl gülüyor... Ezberime almışım her şeyi ve onun yokluğunda çıkıyor her şey ortaya. Onsuzluğa mı hazırlamışım kendimi acaba?
Bir gün işten eve gelsem balkondan bakıyor olsa keşke... Sonra koşarak içeri girse kapıyı açsa, 'kızım gelmiş!' dese, ben nazlansam, oflasam, puflasam, şikayet etsem yorgunluktan. Yaptığı yemeği yesem  sonra uzansam koltuğa yanıma gelse, karnımı ovsa, elleri şifa verse cennette hissetsem kendimi...
Biz uyurken öpmezdi bizi ya da uyumak  için yatağa yattığımızda. Uykumuz kaçarmış öyle derdi. Uyuyamazmışız sonra... Keşke  hiç uyumasaydık da hep öpseydin bizi...
Bir ömür böyle geçer mi bilmiyorum. Bir kaç yıl sonra ne olur, nerede oluruz bilmiyorum. Eskir mi bu özlem? İlerde daha az mı özlerim acaba seni? Peki ya öfkem, yaşadıklarım? Ona da çare olur mu ellerin? Kalbime dokunsan geçer mi ağrısı... Affeder mi seni, Giden yılları getirir mi geri....

20 Nisan 2014 Pazar

Huysuz ve tatlı kadın...

Avaz avaz bağırmak istiyorum bazen. İçimde biriktirdiğim kirli geçmişimi etrafa saçayım etraf kirlensin mühim değil yeter ki ben temizleneyim. Ama ben yine avaz avaz susuyorum... Kime konuşsun insan? Arkadaşına, dostuna, annesine, babasına, kardeşine, komşuya, sevgilisine ya da bir bankta otururken yanına oturan yaşlı teyzeye mi? Yok, en iyisi kağıtlara... Bir okuyan, anlayan olmasa da kağıda anlatmak gerek sanırım her şeyi. Hem bütün bu saydıklarımızın hangisi anlar ki zaten. Hele bir sus da sen onları bir dinle, onların derdi başından aşkın öyle değil mi? Hem bi dakika ya, sen kimsin ki pardon? Siz kendinizi önce kendinize anlatın bakalım anlatabiliyor musunuz, anlayabiliyor musunuz? Bir dakika kafam karıştı yine. Ben başka şeyler yazmayı planlıyordum. Çok karamsar görünüyorum farkındayım. Karamsar, depresif, olumsuz, mutsuz.. Aslında hiç öyle değil gerçek olan, yani mutsuz değilim de eksiğim sadece biraz. Mutsuz değilim de anne geçmişe duyduğum özleme ve mutfağımda ki kedere çare bulamıyorum. Anne mi? Hayaller kurmayı öyle seviyorum ki.. Sonra bir anda ne anlamsız diyorum, bu kadar yalnızken hayal mi kurulur. Hayal kurmak için bir kaç kişi lazım. Hani o güvendiğin, sevdiğin, değer verebildiğin bir kaç kişi... E bakıyorum şöyle bir, yok. Sonra hayallerimde çöpe gidiyor. Ne plan yapabiliyorum ne hayatımı düzene sokabiliyorum ne de hayata sokabiliyorum! Ama yine de mutluyum bak. Bende bilmiyorum neden bu kadar arsızım ama üzülemiyorum bir türlü. Bazen öyle üzücü şeyler yaşıyorum ki gülesim geliyor. Bazen bazı şeyleri ciddiye alayım kariyer yapayım ne bileyim ya da evlenip çocuk doğurayım falan diyorum ama yok ciddiye alamıyorum. Napıyım yani aşık oluyorum hadi evlenelim diyorum adama, adam kaçıyor. Aşık oluyorum eee artık bi adını koyalım diyorum, ay ben hazır değilim diyor. Hadi gel kitap okuyalım diyorum, öff benim en son okuduğum kitap Cinali'ydi diyor. müzik? Efelerin efesi hey!! Sinemaya gidelim?yok. Tiyatroya gidelim?öffff. Sergiye gidelim? ben sevmem ki. Alışveriş yapalım? Valla ben kapıda beklerim. Ebenin... lastikli donu!! diyesim geliyor, diyemiyorum. Sonra ben kötü oluyorum. Ona da tahammül edemiyorum. Babam bir evlenemedi gitti, 18lik bebe gibi ortalıkta dolanıyor. Trip atıyor falan. Anne desen geçen gün bi özlemiş Alla alla dedim 2 yıl az değil mi az daha bekleseydin. Zaten bi Alo dedi ben annen dedi o kadar. Mesajla söylemeyi tercih etmiş özlediğini. Teknolojik aletleri çok sever kendisi. Oda işte arada bir özlüyor. Bazen beni doğurduğunu unutuyor galiba diye düşünüyorum. Olabilir yani insanız sonuçta, ee yaşta ilerliyor artık tabi.. Mesela canım hiç kariyer yapmak istemiyor, hırsım yok öyle bodrumu ele geçireyim falan diye. Ama param olsun bak o önemli. Çocuğumda olsun ama evlenesim de yok hepsi gerizekalı bunların çünkü. Bilmiyorum yani ne yapsam ne etsem öyle takılıyoruz hayatla. Ama önemli olan mutlu olmak. Mesela bir kediyi sevdiğinde, bir köpeğin başını okşadığında, bir kuşun senin bıraktığın kuru ekmeği yavrusuna yedirdiğinde mutlu olmak... Mesela bir kitabı bitirmenin mutluluğu hiç bir şeyde yok, hele yeni bir kitaba başlamanın keyfi.. Tabi ben bunları kime anlatıyorum ki... Umarım bir gün menekşeleriniz çiçek verdiğinde mutlu olmayı öğrenirsiniz...