20 Nisan 2014 Pazar

Huysuz ve tatlı kadın...

Avaz avaz bağırmak istiyorum bazen. İçimde biriktirdiğim kirli geçmişimi etrafa saçayım etraf kirlensin mühim değil yeter ki ben temizleneyim. Ama ben yine avaz avaz susuyorum... Kime konuşsun insan? Arkadaşına, dostuna, annesine, babasına, kardeşine, komşuya, sevgilisine ya da bir bankta otururken yanına oturan yaşlı teyzeye mi? Yok, en iyisi kağıtlara... Bir okuyan, anlayan olmasa da kağıda anlatmak gerek sanırım her şeyi. Hem bütün bu saydıklarımızın hangisi anlar ki zaten. Hele bir sus da sen onları bir dinle, onların derdi başından aşkın öyle değil mi? Hem bi dakika ya, sen kimsin ki pardon? Siz kendinizi önce kendinize anlatın bakalım anlatabiliyor musunuz, anlayabiliyor musunuz? Bir dakika kafam karıştı yine. Ben başka şeyler yazmayı planlıyordum. Çok karamsar görünüyorum farkındayım. Karamsar, depresif, olumsuz, mutsuz.. Aslında hiç öyle değil gerçek olan, yani mutsuz değilim de eksiğim sadece biraz. Mutsuz değilim de anne geçmişe duyduğum özleme ve mutfağımda ki kedere çare bulamıyorum. Anne mi? Hayaller kurmayı öyle seviyorum ki.. Sonra bir anda ne anlamsız diyorum, bu kadar yalnızken hayal mi kurulur. Hayal kurmak için bir kaç kişi lazım. Hani o güvendiğin, sevdiğin, değer verebildiğin bir kaç kişi... E bakıyorum şöyle bir, yok. Sonra hayallerimde çöpe gidiyor. Ne plan yapabiliyorum ne hayatımı düzene sokabiliyorum ne de hayata sokabiliyorum! Ama yine de mutluyum bak. Bende bilmiyorum neden bu kadar arsızım ama üzülemiyorum bir türlü. Bazen öyle üzücü şeyler yaşıyorum ki gülesim geliyor. Bazen bazı şeyleri ciddiye alayım kariyer yapayım ne bileyim ya da evlenip çocuk doğurayım falan diyorum ama yok ciddiye alamıyorum. Napıyım yani aşık oluyorum hadi evlenelim diyorum adama, adam kaçıyor. Aşık oluyorum eee artık bi adını koyalım diyorum, ay ben hazır değilim diyor. Hadi gel kitap okuyalım diyorum, öff benim en son okuduğum kitap Cinali'ydi diyor. müzik? Efelerin efesi hey!! Sinemaya gidelim?yok. Tiyatroya gidelim?öffff. Sergiye gidelim? ben sevmem ki. Alışveriş yapalım? Valla ben kapıda beklerim. Ebenin... lastikli donu!! diyesim geliyor, diyemiyorum. Sonra ben kötü oluyorum. Ona da tahammül edemiyorum. Babam bir evlenemedi gitti, 18lik bebe gibi ortalıkta dolanıyor. Trip atıyor falan. Anne desen geçen gün bi özlemiş Alla alla dedim 2 yıl az değil mi az daha bekleseydin. Zaten bi Alo dedi ben annen dedi o kadar. Mesajla söylemeyi tercih etmiş özlediğini. Teknolojik aletleri çok sever kendisi. Oda işte arada bir özlüyor. Bazen beni doğurduğunu unutuyor galiba diye düşünüyorum. Olabilir yani insanız sonuçta, ee yaşta ilerliyor artık tabi.. Mesela canım hiç kariyer yapmak istemiyor, hırsım yok öyle bodrumu ele geçireyim falan diye. Ama param olsun bak o önemli. Çocuğumda olsun ama evlenesim de yok hepsi gerizekalı bunların çünkü. Bilmiyorum yani ne yapsam ne etsem öyle takılıyoruz hayatla. Ama önemli olan mutlu olmak. Mesela bir kediyi sevdiğinde, bir köpeğin başını okşadığında, bir kuşun senin bıraktığın kuru ekmeği yavrusuna yedirdiğinde mutlu olmak... Mesela bir kitabı bitirmenin mutluluğu hiç bir şeyde yok, hele yeni bir kitaba başlamanın keyfi.. Tabi ben bunları kime anlatıyorum ki... Umarım bir gün menekşeleriniz çiçek verdiğinde mutlu olmayı öğrenirsiniz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder