Olmuyor işte, olamıyor... Ya da olduramıyorum! Şu geçen 3 yılı geri alabilseydim eğer, baştan başlayabilseydim, ona aşık olmazdım. O gün o saatte o merdivenlerden inmezdim. Kafamı kaldırıp bakmazdım ya da. Gelip yanıma otursun diye dua da etmezdim. Gizli gizli fotoğraflarını çekmezdim, gizli gizli izlemezdim onu... Beni sinemaya davet ettiğinde tamam demezdim. Yağmurda yürümezdim onunla. Elimi tutmasına, ayakkabılarımın bağcığını bağlamasına izin vermezdim. Küçük bir büfenin masasında çay içmezdim mesela. Pazar günleri saatlerce sohbet ederek kahvaltı yapmazdım onunla. Sabah uyandığında yüzünde ki yastık izinden öpmezdim onu. Kalbim onu gördüğünde hızlanırsa söküp atardım, kulaklarımı tıkardım duymamak için sesini.. Uzun uzun bakmazdım gözlerine. Ellerinde hayat bulmazdı ellerim, gözlerimin içi gülmezdi. Ve ben geçen yıllardan sonra o olmadan yaşamaya alışmak zorunda kalmazdım. Başkasına kafamı kaldırıp bakmamazlık etmezdim. Günah saymazdım başka bir teni. Hayallerimi paramparça ettiğinde üzülmezdim. Eksilmezdim...
Ama eksildim. Öyle çok şey gitti ki benden. Geleceğim gitti, hayallerim gitti, güvenim gitti, inancım gitti... Ha onu özlediğimden ya da hala onun için ağladığımdan da değil. Sadece o aşkı dolu dolu yaşadığım için başkasına kapılarımı açamıyorum hepsi bu. O iyi ki gitmiş. İyi olmuş gelmediği,iyi olmuş vazgeçtiği, iyi olmuş güçsüzlüğü, iyi olmuş hayallerimi yıktığı... Benden güçsüz bir insana yer yok benim hayatımda, iyi olmuş gelmediği...
Kendimi aşka kapatmadığımı sanıyordum oysa ki.. Onu özlemiyorum biliyorum, onu tekrar istemiyorum hayatımda. Ama yaşadığımız o aşkı tekrar yaşayamayacağım için üzülüyorum sadece. Her kalbim kırıldığında onu hatırlıyorum, o olmasaydı kalbimi kimse kıramazdı, o olmasaydı aşkı bilmezdim, o olmasaydı aşkı tatmaz o gitti diye hayata küsmez ondan sonra kimseyi öyle sevemiyorum diye üzülmezdim. Ondan sonrası boşluk, ondan sonrası belirsizlik, ondan sonrası yalnızlık...
24 Kasım 2014 Pazartesi
23 Kasım 2014 Pazar
Ordan bakınca çok mu yalnız görünüyorum?
Uzun zamandır içimdekileri dökmek istiyorum. Ya fırsat bulamıyorum ya da içimde kalsın istiyorum. Ta içimden taşıyor da duygularım bir türlü dudaklarımdan dökülmüyor, kalemden kağıda akmıyor… Hem zaten ne yazayım ki, kime yazayım ve neden yazayım. Sanki anlatınca geçiyor da her şey, ben susuyorum.. Hiç!
Geçmiş, geçmeye karar verdiğinden beri aslında bıraktığı izleri fark etmediğimi far ettim. Nasıl mı? Aynen şöyle; hala anne derken aklıma o geliyor. Alışamıyorum anne demeye. Zaman geçtikçe sanıyorum ki hafızamda ki izlerde geçiyor ama geçmiyormuş işte. Mesela benimle sohbet etmek isteyen biri olunca hemen gardımı alıyorum sanırsın savaş açtı, sanırsın darbe başlattı, sanırsın namusuma sövdü.. Dur bi kızım sakin ol, adam gülümsedi sadece, hemen bir kaş çatmalar, surat asmalar, burnunu dikmeler falan! Herkesi terslediğimi fark ettim son zamanlarda. Adam numaramı istemiş kibarca belki dünya ahret bacısı görüyor beni yok, hemen tecavüzcü coşkun oluveriyor gözümün önünde. Ne bunun adı, güven sorunu mu? Eğer öyleyse çok haklı sebeplerim var kimse kusura bakmasın. Derimi yüzselerdi, tırnaklarımı sökselerdi bu kadar koymazdı ama güven duygumu mahvettiler, üzgünüm telafisi zor. Geçenlerde isimsiz bir çiçek geldi. İçinde ‘Seni Seviyorum’ yazıyor. Hala merak edemiyorum kim olduğunu umrumda değil. Madem seviyorsun çık karşıma arkadaşım çatır çatır söyle sevdiğini. Yazık değil mi o çiçeklere. Boşu boşuna ekonomiye can katıp çiçekleri heba ettin. Mallığına yan hala da ben sana çiçek gönderdim demiyorsun, parana yazık!
Benim sorunum tarihin tekerrürden ibaret olması. Kimi görsem kiminle tanışsam geçmişimden malum birine benziyor her şey. Daha demin doğum günün ne zaman dedi bir arkadaş 13 mart dedim benimki de 15 mart dedi!! Al buradan yak! Adama diyemiyorsun ki aaaa öyle mi benim eski sevgilimin de doğum günü 15 marttı birlikte kutladık kaç yıl ne de güzel olurdu onla aynı pastayı üflemek, nasılda severdim onu, nasıl… Hık diye kalıyorsun.
Artık öyle soyutlamışım ki kendimi, böyle sıkılıveriyorum daha tanışmadan. Sanıyorum ki yine aynı şeyler olacak. Hevesim kursağımda kalacak. Hele de etrafımda ki tüm bekarlar, bekarlıklarına veda ederken. Ha gözüm mü var, kıskanıyor muyum asla!! Hayıflandığım doğrudur ama fesatlığım yok bak şimdi Allah var. Hepsi mutlu olsun. Ama bende olayım bana da yazık. Mutsuz değilim elbette ama aşk başka bişey be. Öyle gözün kör oluyor, miden kıpır kıpır, uykudan kalkınca gülüyorsun falan bunlar hoş şeyler. Tam bana göre bir kere zaten. Ben aşık olunca çok tatlı bişey oluveriyorum. Ama sonra birden vazgeçiyorum ne bileyim istemiyorum. Yalnızlığın da ayrı bir tadı var. Ayrı bir özgürlük hissi var. OK. Anlaşılan o ki ben evlenecek yaşa gelmemişim. Tamam vazgeçtim hepsinden. 30 a kadar hala bekar kalırsam daha yoğun düşünürüm bunları. Şuan kafa yoramayacağım. Kitaplarım, kedilerim, köpeklerim, müziklerim, alışverişlerim, kahkahalarım, yalnızlığım, özgürlüğüm daha cazip. Ne? Yalan mı?
Geçmiş, geçmeye karar verdiğinden beri aslında bıraktığı izleri fark etmediğimi far ettim. Nasıl mı? Aynen şöyle; hala anne derken aklıma o geliyor. Alışamıyorum anne demeye. Zaman geçtikçe sanıyorum ki hafızamda ki izlerde geçiyor ama geçmiyormuş işte. Mesela benimle sohbet etmek isteyen biri olunca hemen gardımı alıyorum sanırsın savaş açtı, sanırsın darbe başlattı, sanırsın namusuma sövdü.. Dur bi kızım sakin ol, adam gülümsedi sadece, hemen bir kaş çatmalar, surat asmalar, burnunu dikmeler falan! Herkesi terslediğimi fark ettim son zamanlarda. Adam numaramı istemiş kibarca belki dünya ahret bacısı görüyor beni yok, hemen tecavüzcü coşkun oluveriyor gözümün önünde. Ne bunun adı, güven sorunu mu? Eğer öyleyse çok haklı sebeplerim var kimse kusura bakmasın. Derimi yüzselerdi, tırnaklarımı sökselerdi bu kadar koymazdı ama güven duygumu mahvettiler, üzgünüm telafisi zor. Geçenlerde isimsiz bir çiçek geldi. İçinde ‘Seni Seviyorum’ yazıyor. Hala merak edemiyorum kim olduğunu umrumda değil. Madem seviyorsun çık karşıma arkadaşım çatır çatır söyle sevdiğini. Yazık değil mi o çiçeklere. Boşu boşuna ekonomiye can katıp çiçekleri heba ettin. Mallığına yan hala da ben sana çiçek gönderdim demiyorsun, parana yazık!
Benim sorunum tarihin tekerrürden ibaret olması. Kimi görsem kiminle tanışsam geçmişimden malum birine benziyor her şey. Daha demin doğum günün ne zaman dedi bir arkadaş 13 mart dedim benimki de 15 mart dedi!! Al buradan yak! Adama diyemiyorsun ki aaaa öyle mi benim eski sevgilimin de doğum günü 15 marttı birlikte kutladık kaç yıl ne de güzel olurdu onla aynı pastayı üflemek, nasılda severdim onu, nasıl… Hık diye kalıyorsun.
Artık öyle soyutlamışım ki kendimi, böyle sıkılıveriyorum daha tanışmadan. Sanıyorum ki yine aynı şeyler olacak. Hevesim kursağımda kalacak. Hele de etrafımda ki tüm bekarlar, bekarlıklarına veda ederken. Ha gözüm mü var, kıskanıyor muyum asla!! Hayıflandığım doğrudur ama fesatlığım yok bak şimdi Allah var. Hepsi mutlu olsun. Ama bende olayım bana da yazık. Mutsuz değilim elbette ama aşk başka bişey be. Öyle gözün kör oluyor, miden kıpır kıpır, uykudan kalkınca gülüyorsun falan bunlar hoş şeyler. Tam bana göre bir kere zaten. Ben aşık olunca çok tatlı bişey oluveriyorum. Ama sonra birden vazgeçiyorum ne bileyim istemiyorum. Yalnızlığın da ayrı bir tadı var. Ayrı bir özgürlük hissi var. OK. Anlaşılan o ki ben evlenecek yaşa gelmemişim. Tamam vazgeçtim hepsinden. 30 a kadar hala bekar kalırsam daha yoğun düşünürüm bunları. Şuan kafa yoramayacağım. Kitaplarım, kedilerim, köpeklerim, müziklerim, alışverişlerim, kahkahalarım, yalnızlığım, özgürlüğüm daha cazip. Ne? Yalan mı?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)